1. HABERLER

  2. SİYASET HABERLERİ

  3. 62. Hükümet Programı Detayları

62. Hükümet Programı Detayları

1 Eylül 'de Toplanan Mecliste Yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu 62. Hükümetin Programını Açıkladı işte Detaylar

A+A-

01 Eylül de toplanan Mecliste Başbakan Ahmet Davutoğlu 62. hükümetin programını okudu.

62. hükümetin Programı'nda, uluslararası bir başarı örneği haline gelen ekonomi politikalarının daha da geliştirilerek etkili şekilde uygulanmaya devam edileceği belirtildi.

Programda, ekonomi politikaları "Güçlü Ekonomi" başlığı altında ele alındı.

Hükümetin ekonomi hedefleri anlatılırken, "Yeni Türkiye'nin Güçlü Ekonomisi" alt başlığı kullanılan programında, "62. Hükümet olarak biz, artık uluslararası bir başarı örneği ha­line gelmiş bulunan ekonomi politikalarımızı daha da geliştirerek etkili bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verildi.

Ekonomide fırsat eşitliği ve adalet sağlanarak hiç kimseye imtiyaz veya ayrıcalık tanınmadığı belirtilen programda, "Yolsuzlukla mücadelede güçlü bir irade gösterdik. Hiçbir yolsuzluğun üzerinin örtülmemesi, her türlü  iddianın hassasiyetle incelenmesi, bu konulardaki yargı süreçlerinin sağlıklı olarak çalışabilmesi için yoğun bir gayret ortaya koyduk" değerlendirmesi yapıldı.

ABD ekonomisindeki toparlanmayla ortaya çıkan politika değişikliğinin etkilerini hafifletme yönünde doğru tedbirlerin alındığına işaret edilen programda, 62. Hükümet döneminde de bu ilkelerin esas alınacağı kaydedildi.

Programda, dışa açık ve dünyayla entegre ekonomik yapının, yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların ivmelenmesiyle daha da güçleneceği ifade edildi.

Sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın ileri demokrasi ve evrensel normlara dayalı olarak işleyen adil hukuk düzeniyle mümkün olacağı vurgulanan programda, yargı reformu başta olmak üzere bu konularda sağlanacak ilerlemenin, bugün itibarıyla önemli bir aşamaya gelen ekonomik dönüşüm sürecini sağlamlaştırmak açısından da kritik rol oynayacağı belirtildi.


'POPÜLİST POLİTİKA YOK'
Türkiye için kamu borcunun risk alanı olmaktan çıktığı vurgulanan programda, borç stoku oranının düşürülmesine ilişkin politikaların devam edeceği belirtildi. Programda, yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine rağmen kamu maliyesine yük getirecek herhangi bir popülist politikanın devreye sokulmadığı, 2015 genel seçiminde de bu anlayışın süreceği ifade edildi.

Programda, bu dönemde gelir politikaları açısından temel önceliklerin vergilemede adalet ve etkinliğin artırılması, istihdamın ve yatırımların teşviki, bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması, rekabetin geliştirilmesi, tasarruf oranlarının artırılması, şirketlerin öz sermaye yapılarının güçlendirilmesi ve daha etkin vergi sisteminin oluşturulması olacağı vurgulandı.

EKONOMİDE ATILACAK ADIMLAR
Programa göre, ekonomi alanında atılacak bazı adımlar şöyle:

- Vergi mevzuatının sadeleştirilmesi ve anlaşılır kılınması, vergi tabanının genişletilmesi ve vergilemenin daha adil olmasına yönelik çalışmalara devam edilecek.

- Kamu harcamalarının finansmanında doğrudan vergilerin ağırlığının artırılması sağlanacak.

- Genel yönetim sektörü cari harcamalarının 3'er aylık dönemler itibarıyla raporlanmasına ilişkin çalışmalar yapılacak.

- Başta Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi ve Konya Ovası Projesi olmak üzere, bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmayı hedefleyen ekonomik ve sosyal altyapı projelerine önem verilecek.

- 2014-2018 döneminde kamu yatırımları 350 milyar doları aşacak.

- Önümüzdeki dönemde ulaşımdan eğitime, sağlıktan enerjiye, tarımdan savunma sanayine kadar başlatılan büyük projeler tamamlanacak ve yeni projelere başlanacak. Projelerin inşasında yüz binlerce kişi istihdam edilecek.

ÇÖZÜM SÜRECİ
Çözüm süreci başta olmak üzere ülkenin iç meselelerinin çözümüne yönelik güçlü adımların kararlılıkla atılacağı bildirildi.

TBMM Genel Kurulu'nda Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun sunumunu yaptığı 62. hükümet programında, 10 Ağustos 2014 tarihinin, ülke siyasi tarihinde iftiharla  hatırlanacak son derece  anlamlı  bir gün  olduğu ve 12. Cumhurbaşkanı'nın ilk turda halk tarafından doğrudan belirlendiği kaydedildi.

Bu sayede, geçmişte krizlere konu  olan,  vesayet odakları  tarafından  suistimal edilen Cumhurbaşkanlığı makamının yepyeni bir anlam kazandığı ifade edilen programda, "Seçimler, huzur  içinde, özgür ve adil bir şekilde, hiçbir vesayet tartışmasına konu olmadan gerçekleşmiştir" denildi.

"10 Ağustos'ta milletimizin iradesi hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir netlikte  tecelli etmiş, halkın  tercihi yönetime güçlü bir şekilde yansımış ve demokrasimiz ileri bir aşamaya geçmiştir. Bu seçim ile 'Yeni Türkiye'nin kapıları ardına  kadar açılmıştır. 10 Ağustos ile birlikte 'Yeni Türkiye'yi inşa süreci  başlamıştır" ifadesine yer verilen programda, son 12 yılda atılan adımlar ve yapılan  reformlar olmasa bugün "Yeni Türkiye"den bahsedilemeyeceği belirtildi.

Hükümet programında, şu ifadelere yer verildi:

"Halkın doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanımız ile Hükümetimi­zin birlikte ve uyumlu çalışması, hiç şüphesiz,  büyük bir sinerji ortaya  çıkaracaktır.  Bu sinerji, milli gücün  ve milli iradenin daha da tahkim edilmesini sağlayacaktır. Yeni dönemde; seçilmiş ve güçlü bir Cumhurbaşkanı, seçilmiş ve güçlü bir başbakan  ve hükümet olarak  halkımıza  çok daha etkili bir şekilde hizmet etmenin gayreti içinde olacağız. Şunu önemle belirtmek isterim;  bugüne  kadar görev yapan AK Parti  hükümetleri, sadece  bir devleti, bir siyaseti, bir otoriteyi tesis etmek  üzere değil, yeni  bir medeniyet ihyası  için  ayağa kalkmış ve yeni bir yola koyulmuştur. Bu çerçevede, 62. Hükümet de, önceki AK Parti Hükümetleri gibi ülkemizin kritik  bir döneminde tarihi  bir sorumluluk üstlenmektedir. Hükümetimiz, üzerinde yükseldiği  parlak geçmişi, önüne hedef  olarak  koyduğu parlak  gelecek ile buluşturan güçlü bir köprü olacaktır.

Son 12  yılda yapılanları  yeni bir atılım  dönemi ile taçlandırmak  hükümetimizin temel  misyonu olacaktır.  İkinci  bir  de­ğişim ve dönüşüm dönemi ile ulaşmayı  öngördüğümüz 2023 Vizyonu artık  uzak bir vizyon olmaktan çıkmıştır. Geçmişte elde edilmiş  olan  başarılarımız  dolayısıyla asla rehavete  kapılmayacağız. Yeni dönemde de ülkemizin  hızlı, istikrarlı ve insan  odaklı  bir şekilde  kalkınması için, bizden önce gelen dört AK Parti hükümetinin tecrübesine yaslanarak  aşkla, heyecanla  çalışma azmindeyiz. Bizden önce gelen hükümetle­rin başarısı çıtamızı yükseltmekte, daha ileri adımlar atma kararlılığımızı  güçlendirmektedir. Amacımız çok daha güçlü, müreffeh,  saygın ve demokratik bir Türkiye'ye ulaşmak;  ekonomisi, bilim  ve teknolojisi, siyaseti, sosyal ve kültürel  politikaları ile örnek  alınan bir ülke olmaktır. Tüm  politikalarımızın temeli  halkımızın bizlerden  talep ve beklentilerini karşılamak olacaktır. Sorumluluğumuzun bü­yüklüğünün farkında  olduğumuzu, omuzlarımıza yüklenen mukaddes emaneti titizlikle ve onurlu bir şekilde taşıyacağımızı ifade etmek istiyorum.

Küresel kriz ortamında büyümeye  devam  eden  ve milyonlarca insanımıza yeni istihdam imkanları sunan ekonomimiz temel önceliklerimiz arasında  yer almaya  devam  edecektir.  'Yeni Tür­kiye'nin güçlü ekonomisi, güven  ve istikrar  içinde  çok daha rekabetçi   ve  yenilikçi   bir  zeminde  2023  Hedeflerine emin adımlarla yürüyecektir.

Çözüm süreci başta olmak  üzere ülkemizin iç  meselelerinin çözümüne yönelik güçlü  adımlar   kararlılıkla  atılacak, millet olarak dünyadaki yarışta konumumuz güçlendirilecektir. Milletimiz, odağında, çokluk içinde  birlik ve kardeşlik olan  büyük bir medeniyerin mirasçısı ve taşıyıcısıdır. Biz de Hükümet olarak devletimizin tüm kurum ve kuruluşları ile bu  medeniyet mirasına sahip  çıkacak,  vatandaşlarımızın kadim medeniyet değerlerimize aidiyetlerini güçlendirmek için  var gücümüzle çalışacağız. Zira,  devletler ve milletler ancak ve ancak  aidiyet   bilinciyle ayakta dururlar, eğer bir toplumda aidiyet  bilinci  zayıflamışsa,  devlet  bir grup vatandaşını dışlamışsa, ötekileştirmişse, o  andan itibaren o devletin ayağa  kalkması, o  milletin felah  ve sükun  bulması mümkün değildir.

Dünyada hiçbir  ülke  medeniyet mirası  bakımından bizim ülkemiz kadar şanslı ve birikimli  değildir. Eğer insanlık  tarihi kadim,  modernite ve küreselleşme  gibi evrelere ayrılırsa şunu çok açık bir şekilde söyleyebiliriz ki, bu ülke,  bu aziz topraklar,  jeostratejik  önemi  kadar  jeokültürel önemi de haiz bu topraklar, kadimin bütün  renklerini bünyesinde barındırırlar."

"Şimdi  büyük  ve yeni  bir  kültürel   uyanışın  arifesindeyiz.  Bu yeni  kültürel  uyanış,  bütün insanlığa  evrensel  bir  medeniyet çağrısıdır. Bu bakımdan, içselleştirici ve bütünleştirici kültürü egemen kılacağız" ifadelerinin kullanıldığı Hükümet programında, müstesna bir coğrafyada  genç ve dinamik nüfusu ile mille­tin sahip olduğu muazzam  enerjinin  iç çekişmelere değil, 2023  Vizyonu ile çerçevesi çizilen yeni hedeflere yönlendirileceği kaydedildi.

Bir tek ülke insanının bile kendisini  kıyıda köşede  kalmış hissetmediği, fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti en üst düzeyde yaşayan bir ülkede,  vatanımızın her karışını, milletimizin bütün kesim­lerini kucaklayan bir hükümet olma azminde olunduğunun kaydedildiği programda, "Bir yandan ekonomik ve sosyal politikalarımızı etkili bir şekilde uygularken, diğer yandan nereden gelirse gelsin, ülkemizin bu kutlu  yürüyüşünü akamete uğrarmaya çalışan ve ulusal güvenliğimizi  tehdit  eden eski ve yeni  tüm  vesayet unsurlarıyla mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz" denildi.

Türkiye'nin, köklü  tarih  ve medeniyetini, insanlığın evrensel birikimi ile harmanlayarak, bölgede  ve dünyada barış ve istikrara aktif katkı sağlayan bir ülke olarak yoluna devam edeceğinin belirtildiği programda, "Dış politikada  temel ilkemiz, politikamızın Ankara  merkezli olmasıdır. Hükümetlerimiz döneminde dış politikamız  çok bo­yutlu  olmuştur, çok boyutlu olmaya devam edecektir;  bu, aynı zamanda coğrafyamızın  bir zaruretidir. Türkiye belli bölge ve kı­talar arasına sıkıştırılamaz. Bununla birlikte, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi stratejik  bir hedeftir ve kararlılıkla sürdürülecektir" ifadelerine yer verildi.

''Gündemi başkaları tarafından belirlenen  bir ülke olmayacağız. Bir yandan  ülkemizin  hızla yükselmesi  için  çalışırken, diğer yandan  daha  müreffeh,  adil ve barış içinde bir bölge ve dünya için el birliği ile katkı sunmaya devam edeceğiz" denilen hükümet programında, şunlar kaydedildi:

"Bugün eski Türkiye'nin tüm  vesayet kurumları ve vesayetçi zihniyeti  kaybetmiş, Yeni Türkiye  kazanmıştır. Ülkemizin bütün sorunlarının özgürce görüşülüp, farklı çözüm  önerilerinin ortaya  konduğu ve milli  iradenin tecellisiyle nihai  kararların alındığı yegane çatı TBMM'dir. Eski Türkiye'nin  vesayetçi anlayışını  ve uygulamalarını değişik  kılıklar altında  yeniden canlandırmaya çalışanlar karşılarında milleti ve temsilcilerini bulacaklardır. Aziz milletimiz, demokrasi  tarihimizde görülmemiş, dünyada da eşine az rastlanır  bir şekilde birbiri  peşi sıra üç dönem partimizin oylarını artırarak iktidarımıza olan güvenini  tazelemiştir.  30 Mart  yerel seçimleri ve 10 Ağustos  Cumhurbaşkanlığı seçimi  halkımızın yönetimde  istikrarı güçlü bir şekilde sürdürme kararlılığını açıkça ortaya koymuştur.

Siyaset tarihimize silinmez harflerle  yazılan  tüm bu başarılar, aynı zamanda sorumluluğumuzu ve aziz millerimize olan hizmet aşkımızı artırmaktadır. Sahip olduğumuz kişisel ve kurum­sal  tecrübe  ile hiç eksilmeyen  heyecanımızı  birleştirerek, bu millete efendi değil hizmetkar olmaya  devam edeceğiz.

Milletimiz, Meclisimizi tüm  sorunların çözüm  adresi olarak görmekte ve Meclisimize dair büyük  beklentiler  içindedir. Bizlere düşen  milletimizin bu beklentisi doğrultusunda millet  ile devleti  kucaklaştırmak, iktidarı ve muhalefeti ile yeni Türki­ye'yi inşa etmektir. AK Parti başından  beri yeni bir siyaset an­layışını temsil etmiştir. Yıllarca hırpalanan, güven erozyonuna uğrayan, milleti temsil etme yeteneğini  yitiren siyaset, AK Parti kadrolarıyla birlikte  milletle  olan  bağlarını güçlü  bir şekilde kurmuş  ve siyasi alanı yeniden  inşa etmeye  başlamıştır. Bu yeni inşa sürecinin temelinde insanı, insan onurunu merkez kabul eden  bir anlayış yer almaktadır. İnsan onurunu korumak bizim  asli görevimizdir.  Bu  onurun esası da özgürlük ve güvenliğin  teminidir. Özgürlüğü garanti  edilmemiş insanın  onur duyması,  güvenliği  tehdit  altında  olan  birinin  de özgürlüğünü yaşaması  mümkün değildir.  Onun için daha  ilk hükümet programlarında bugüne  kadar  hep özgürlük, güvenlik dengesi dedik. Şimdi bir kez daha söylüyoruz, Türkiye'de düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü, girişim  özgürlüğü AK Parti hükümetlerinin teminatı altındadır. Biz, köklü tarihimizden ve medeniyerimizden aldığımız özgüvenle hareket ettik ve insanımızın özgüvenini pekiştirdik. Ülkemizin sahip olduğu muazzam potansiyeli harekete geçirmek üzere şeffaf, ülke gerçekleri ile tutarlı ve güven verici politikalarla milletimizin huzuruna çıkmayı en önemli ilke olarak benimsedik. Milleti  esas alan  bir siyaseti hayata  geçirdik Siyaset kurumunu milletle, milleti devletle kucaklaştıran bir anlayışla hareket ettik.  Siyasetimizde  insanımızın değerlerini, talep  ve beklentilerini esas aldık, siyaset kurumuna güvenin  ancak  böyle sağla­nacağına inandık. Ülkeler  arasında kıyasıya  bir  rekabetin yaşandığı  dünyamızda kaybedecek  bir tek  günümüz yoktur. Hükümetimiz 2023 perspektifi  ile 2015 Haziran  ayında  yapılacak seçimlere  kadar icraatını  yoğun  bir şekilde gerçekleştirecek ve reformlara devam edecektir."
      
'HASTANELERDE REHİN ALINMA DÖNEMİ GERİDE KALDI'
Sağlık alanında daha kaliteli, daha adil ve kolay ulaşı­labilir hizmet sunma yolunda hayal edilemeyen başarılar elde edildiği belirtilen programda, iktidar olarak sağlık hizmetlerinin "temel insan hakkı" olarak kabul edildiği ifade edildi. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında pek çok yapısal düzenlemenin gerçekleştirildiğinin altı çizilen programda, parası olma­yanların hastanelerde rehin alındığı dönemlerin geride bırakıldığı vurgulandı. Kamu hastanelerinin tek çatı altında birleştirerek bütün vatandaşların bu hastanelerden hizmet almasına imkan verildiğinin altı çizilen programda, şunlar kaydedildi:

"Üniversite ve özel hastane kapılarını bütün vatandaşlarımıza açtık. Vatandaşlarımızın sağlık sigortalarıyla tüm sağlık kuru hizmet almasını sağladık. Sağlık çalışanlarımızın çalışma ve iş yeri güvenliği şartlarını iyi­leştirdik,  gelirlerini  artırdık.  Önümüzdeki dönemde de iyileştirmelerimiz devam edecektir. İlaçtaki  KDV  oranını düşürdük ve ilaç fiyatlarında önemli oranda  indirim sağladık. İlacı, geçtiği her aşamada izleyen İlaç Takip Sistemi (İTS) kurduk. Eczane bulunmayan kırsal bölgelerde yaşayan halkın  ilaca ula­şımını  kolaylaştırmak için mobil eczane uygulaması başlattık."

Aile Hekimliği uygulamasına geçildiği ifade edilen programda, halkın tümünün sağlık hizmetlerinden aynı standartta faydalandığı, yoksulların primlerinin devlet tarafından karşılandığı, 18 yaşın altındaki çocukların tamamının sağlık güvencesi altında olduğu Genel Sağlık Sigortası Sistemi'nin hayata geçirildiği belirtildi.

'SAĞLIK PERSONELİ SAYISI ARTIRILDI'
Programda, sağlık personeli sayısında önemli artışlar elde edildiğine işaret edilerek, şöyle devam edildi:

"Tam Gün Yasası ile hekimlerin kamu ve özelde aynı anda çalış­maları ortadan kaldırılarak vatandaşlarımızın özel muayenehanelere gitme mecburiyetini büyük ölçüde azalttık.

Merkezi Hastane Randevu Sistemi  (MHRS) uygulamasını baş­latarak, tüm yurda yaygınlaştırdık. Güvenli ürüne erişimi sağlamak ve kayıt dışı ekonomiyle mü­cadele kapsamında ülkemizde üretilen veya ithal edilen tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin piyasaya sürülmesi, deneti­mi, takibi ve gözetimini  yapmak  üzere Ürün Takip  Sistemi'nin (ÜTS)  kurulması çalışmalarına başladık.

Cumhuriyet tarihimizde inşa edilen toplamı 10,5 milyon metrekare sağlık alanının yarısı AK Parti iktidarları döneminde gerçekleştirilmiştir. 2002  yılında  161 bin olan  hasta  yatağı sayısını  2013 yılı itibarıyla 205  bine yükselttik. Mevcut  yatakların 89 bininde koğuş sisteminden, banyosu  tuvaletleri içinde  olan oda sistemine geçilmiş ve eski olan hastaneler bu anlayışla yeniden düzen­lenmektedir. Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığının nitelikli yatak oranı yüzde 6'dan yüzde 43'e yükselmiştir."

Koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçesinde yaklaşık 9 kat artış sağlandığı vurgulanan programda, 2010 yılında başlatılan evde sağlık bakımı hizmetleriyle ya­tağa bağımlı hastaların evlerinde kaliteli, etkin, ulaşılabilir ve güvenli sağlık hizmeti alınmasına olanak sağlandığı ifade edildi. Programda, evde bakım hizmetlerinin  tüm yurda yaygınlaştırıldığına işaret edildi.

Tüm vatandaşların birinci basamak sağlık hizmetlerinin ücretsiz alınmasının sağlandığı belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Yalnızca şehirlerde değil, köylerde de "112 Acil Sağlık" hizmeti sunmaya başladık. Bu kapsamda  istasyon sayısını artırıp ambulanslarımızı en son teknolojilerle donatırken, sisteme hava ve deniz taşıma araçla­rını ekledik.

2002 yılı sonunda 618 olan tam donanımlı 112 ambulans sa­yısını 3 bin 858'e ulaştırdık. 2015 yılında 4 bin 600  ambulans sayısına ulaşmış olacağız. Ulaşımda güçlük çekilen bölgelerde 295 adet kar paletli ambulansı halkımızın hizmetine sunduk. Bu geliş­melerle 112 Acil Sağlık Hizmeti sadece şehirlerde değil, köyler­ de de yaygın olarak verilen bir hizmet  niteliği kazanmıştır.

2002 yılında 112 istasyon sayısı 481 iken, şu an itibariyle 2 bin 147'ye çıkardık ve daha da artıracağız. 112 Acil hizmetleri ile 2002 yılında 350 bin hastaya tahliye ve sağlık hizmeti sunulurken, bu rakam 2013 yılı itibariyle 3.665.000'e ulaşmıştır."

Programda, hava ambulans sisteminin 2008 yılında faaliyete geçirildiği anımsatılarak, mevcut durumda ülke geneline hizmet verecek şekilde 17 ambulans helikopter ile 3 ambulans uçağın mevcut olduğu belirtildi. Helikopter ambulans sistemiyle bugüne kadar yaklaşık 18 bin, uçak ambulanslarla ise 6 bin hasta taşındığı aktarılan programda, 2014 sonuna kadar helikopter ambulansların gece uçuşlarının da başlatılacağı vurgulandı. 2015  Haziran'ına kadar 4 bölgede gece hizmet verebile­cek niteliğe erişileceğinin altı çizilen programda, ücretsiz gezici sağlık hizmetlerinin de tüm yurda yayıldığına işaret edildi.

'MEMNUNİYET ORANI 2013 YILINDA  YÜZDE 74,7'YE ULAŞTI'
2003 yılında  yüzde 39  olan sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranının 2013 yılında  yüzde 74,7'ye ulaştığına dikkat çekilen programda, "Cumhuriyetimizin 100. yılında  ülkemizi  sadece kendi halkımız için değil, bölge ülkeleri için de cazip bir sağlık üssü haline getireceğiz" ifadesine yer verildi.

Programda, kapsamlı Koruyucu Sağlık Stratejisi'nin çok sektörlü bir yaklaşımla hayata geçirileceğine işaret edilerek, şöyle devam edildi:

"Hizmet kalitesini  artırmak ve maliyet-etkin sağlık hizmeti  sunabilmek amacıyla temelleri atılmaya başlanan Şehir Hastaneleri'ni ülkenin dört bir tarafına yaygınlaştıracağız.

Yeni Türkiye'de  toplum temelli sağlık hizmetlerini  geliştirmeye devam edeceğiz. Yurt sathında oluşturulacak 29 sağlık bölgesinde istisnalar hariç, hastaların  diğer bölgelere gitmesini  gerektir­meyecek seviyede gelişmiş bir hizmet altyapısı kurmuş  olacağız.

Aile hekimi  başına  ortalama 2015'te 3 bin 500 nüfusun düştüğü bir yapıyı gerçekleştireceğiz. Koruyucu sağlık, tedavi ve bakım hizmetlerinde sağlanan iler­lemelerle, hamileliğe  bağlı anne ölüm oranını  ve bebek ölüm oranını  daha da düşük seviyelere çekeceğiz.

Tütün, alkol, uyuşturucu ve diğer madde  kullanımlarını azalt­mak için risk faktörleri  ile mücadeleye  devam edeceğiz. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel faaliyeti teşvik ederek obe­zite ile mücadeleye  etkin  bir şekilde devam edeceğiz. Evde bakım ve tele-tıp  gibi uygulamalarla sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artıracak, maliyetini düşüreceğiz."

SAĞLIK TURİZMİNDE TÜRKİYE
Yeni Türkiye'de sağlıkta küresel marka haline gelen Türkiye'nin, sağlık turizmi  alanında dünyanın önde  gelen ülkeler arasına girmesi için gerekli adımların atılacağı kaydedilen programda, "Türkiye'nin son  dönemde sağlıkta yakaladığı başarıyı Ar-Ge alanında sürdürmesi, sağlık  alanında teknoloji merkezi  rolünün güçlendirilmesi, dünyada tıp  alanında  meydana gelen bilimsel  gelişmelere uyum  sağlanması, kanser  ve diğer  hasta­lıkların  artan  maliyetlerinin kontrolü ve yönetimi amaçlarıy­la sağlık  bilimlerinde üst düzey  eğitim ve araştırma merkezi oluşturacağız" ifadesine yer verildi.

İthal yolla temin edilen ürünlerinin, kamu özel işbirliği modeli ile Türkiye'de üretecek  teknolojileri elde etmek ve bu ürünlerin ihracatında dünya ölçeğinde söz sahibi olmak üzere çalışmalara başlandığı vurgulanan programda, çalışmaların en kısa sürede sonuçlandırılacağı belirtildi.

Programda, şunlar kaydedildi:

"Sağlıkta  dönüşüm  programıyla gerçekleştirdiğimiz daha  adil ve daha  kolay ulaşılabilir sağlık hizmetlerinin sunumunda  baş aktör olan sağlık personelimizin çalışma standartlarını düzenle­yen ve memnuniyetlerini artıracak  yenilikler yapılacaktır.

Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini  artırmak amacıyla,  demog­rafik yapıyı, gelişen tıbbi  teknolojiyi ve klinik yöntemleri dik­kate alarak, sağlık sistemimizin finansal yapısının sürdürülebi­lirliği güçlendirilecektir."


'YENİ BİR ANAYASA YAPILMALI'
62. Hükümet programında,  mevcut  anayasanın, milletin ulaştığı  olgunluğa, sahip  olduğu beklenti,  talep, anlayış ve hedeflere dar geldiği, eski anlayış ve yönetim araçlarının, yeni Türkiye'ye  uyum sağlayamadığı vurgulandı.

Milli  iradenin  kendini gösterdiği  zamanlarda, anayasa gerekçe  göste­rilerek darbeler  yapıldığı, farklılıklar düşman kabul  edilip, tek tipçi  bir toplum yaratılmaya çalışıldığı anımsatıldı.

1982  Anayasası'nın,  darbe  ikliminin  anayasası olduğu, Türkiye'ye dar geldiği konusunda, toplumun her kesiminde ciddi  bir mu­tabakat  bulunduğu ifade edildi.

Mevcut anayasanın, demokratik denge ve denetim araçlarına sahip olduğu, temel mantığının, vesayetçi yapıların  milletin  iradesini denetim altında tutması olduğu vurgulandı. Katı  merkeziyetçi  yapısının  katılımı engellediğine işaret edilen programda, yeni anayasaya dair şu değerlendirmeler yapıldı:

"Biz, topluma dayatılan, dışlayıcı, toplum mü­hendisliğine dayanan  bu anayasanın  yerine  yeni  bir anayasa yapılması  gerektiğine  inanıyoruz. Yeni Türkiye, toplumsal barışın  ve dinamiklerin önünü açan, yüzü  geleceğe dönük bir anayasayı  gerektirmektedir. Milletimizin güven duyacağı,  milletimizin demokrasi, refah, güç ve gelecek beklentilerini ve taleplerini karşılayacak  bir yeni ana­ yasaya ihtiyaç bulunmaktadır. Yeni Türkiye'de  artık  sivil,  katılımcı, çoğulcu,  özgürlükçü bir demokratik ve sivil anayasa vaat olmaktan çıkarılmalıdır. Yeni Türkiye, sivil ve demokratik yeni anayasası ile yönetilmelidir. Geçmiş  hükümetlerimiz döneminde olduğu gibi 62. Hüküme­timiz  de sadece  AK Parti'nin değil  bütün siyasi partilerin ve sivil toplum unsurlarının beklentisi  olan  bu vaadi gerçekleştirmeyi ana hedeflerinden birisi olarak görmektedir. Yeni bir anayasanın gerekliliği konusunda oluşan geniş toplum­sal uzlaşmayı, yeni anayasa  konusundaki vaadimizin en temel meşruiyet  kaynağı olarak görüyoruz. Hükümetlerimizin  inisiyatifiyle  gerçekleştirilen  2004,  2007 ve 2010  anayasa değişikliklerinin; ayrıca Meclis'te oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının, yeni anayasa için zemin hazırladığına inanıyoruz. Kapsayıcı,  kucaklayıcı,  bütünleştirici, özgürleştirici sivil bir anayasa hazırlamak için esasında önümüzde hiçbir  engelin  olmadığını  görüyoruz. Bu çerçevede,  milli iradeye rağmen  üretilen kırmızı  çizgiler anlayışının, yeni anayasa için engelleyici bir faktör  olarak  gösterilmesini kabul  etmediğimizi belirtmek istiyoruz. Önceki hükümetlerimizde olduğu gibi 62. Hükümetimizin de bu  konuda temel  olarak  kabul  ettiği  kıstasların,  birisi haklar ve hürriyetler,  diğeri de toplumsal beklentiler  olmak  üzere, iki ayağı vardır. Yeni Türkiye'nin yeni anayasasında her türlü temel hak ve hür­riyetin, demokrasinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve düşünce ile inanç özgürlüğünün temeli, toplumsal  meşruiyet olacaktır. Diğer  yandan, bireysel hak ve özgürlükleri esas alırken,  Tür­kiye'nin  son  12  yılda  her  alanda  kat  ettiği  mesafe  ve artan toplumsal beklentiler  yanında, başta BM  İnsan Hakları  Bildirgesi ve Avrupa  İnsan  Hakları  Sözleşmesi gibi ta­raf olduğumuz uluslararası  normları gözeten  demokratik bir anlayışa sahip olmamız da bir zorunluluktur. Yeni anayasanın şekil açısından kısa, açık ve her vatan­daş tarafından anlaşılabilir  olması  da hedeflerimiz arasındadır. Yeni anayasa, ortak  aidiyetimizi en geniş kapsamıyla  benimse­yen, eşit vatandaşlık anlayışını  kendisine temel  kabul eden  bir anayasa olmalıdır."

62. Hükümet Programı'nda, toplumsal bütünleşme ve çözüm sürecine de yer verildi.

Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini geliştirmek, kimlik ve aidiyet sorunlarını ortadan kaldırmak, ayrımcılık  ya­pılmaksızın  tüm  kesimlere siyasi katılım  kanallarını açmak, ortak aidiyet temelinde herkesi eşit vatandaş  olarak konumlan­dırarak  ulusal  bütünleşmeyi sağlamanın,  yeni Türkiye'nin  inşası açısından  son derece önemli olduğu bildirildi.

AK Parti hükümetlerinin, iktidara geldiği ilk günden itibaren ret, inkar  ve asimilasyon  politikalarına son  vererek hak  ve özgürlükleri tüm yurttaşlar için eşit düzeyde  gerçekleştirmeye ça­lıştığı ifade edildi.

Doğu  ve Güneydoğu'da, yatırım  teşvikleriyle, kamu yatırımlarıyla, özellikle eğitim, sağlık ve sosyal yardımları destekleyip, kayıpları  telafi etmenin gayretinde olunduğu vurgulanan programda, bu çerçevede yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi.

Yürütülen bu  çalışmalarda esas ilkelerinin,  toplumsal  birlik ve bütünlüğü daha da sağlam hale getirerek  güçlü Türki­ye'nin  atağa  kalkmasını sağlamak  olduğu belirtilerek, şöyle devam edildi:

"Bu anlayışla, 61. Hükümetimiz döneminde başlatılan çözüm süreci Türkiye'nin aydınlık geleceği açısından  hayati önemdedir. Bu doğrultuda, 61. Hükümetin başlattığı  ve çıkarılan  çerçeve yasa ile birlikte artık devlet politikası haline gelen Çözüm süre­cini daha güçlü  bir şekilde sürdürmek için ilgili tüm kurumları etkili  bir şekilde  koordine etmeye,  çözümün ivedilikle sağlan­ması için gerek duyulan yeni yöntemleri devreye sokmaya ve en önemlisi  toplumun her kesiminin bu sürece sahip çıkmaları için gerekli çalışmaları yapmaya devam edeceğiz. Hükümetimiz döneminde bu süreç yine aynı sorumluluk  bi­linciyle ele alınacaktır. 62. Hükümet olarak çözüm süreci kapsamında yeni yol harita­sının hedeflerini; terörün bitmesi, silahsızlandırma, toplumsal hayata kazandırma ve demokratik siyasete katılımın önünü aç­mak şeklinde  koyacağız. Çözüm süreci, bölünmenin değil birleşmenin, küçülmenin de­ğil büyümenin, parçalanmanın değil  bütünleşmenin ve kalıcı bir bölgesel güç olabilmenin yegane anahtarı konumundadır. Çözüm süreciyle,  makbul vatandaşlık kurgusunu  bozup  eşit vatandaşlık ve ortak  aidiyet  anlayışını  hayata geçirmeyi  hedefledik. Bu süreç, toplumda psikolojik  restorasyon yaparak,  yeni bir aidiyet  bilincini  ortaya  çıkaracak ve tahkim edecektir. 62.  Hükümet olarak  bizler, Türkiye'nin kaderini  değiştirecek bu Kardeşlik Projesine dört  elle sarılmaya devam edeceğiz."

'YARGININ BAĞIMSIZLIĞI KADAR TARAFSIZLIĞI...'
Programda, yargı alanında yapılan çalışmalar da yer buldu.

Yargı hizmetlerinin hızlandırılması için elektronik tebligatın yaygınlaştırılacağı, yargı hizmetlerinin kalitesini  artıracak olan adli ve idari yargı istinaf mahkemelerini süratle  hayata geçirilmesinin hedeflendiği bildirildi.

2002'den bu yana hakim-savcı sayısında yaklaşık yüzde 50 artış sağlandığı belirtilen programda, önümüzdeki süreçte 100 bin kişiye düşen hakim sayısının AB ortala­ması olan 20, savcı sayısının ise AB ortalaması olan 1O seviyesi­ ne çıkartılmasının hedeflendiği vurgulandı.

Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığının da hayati öneme sahip­ olduğuna işaret edilen programda, şöyle denildi:

"Yargı alanındaki temel  sorunumuz, bazı yargı mensupla­rının  siyasi-ideolojik  bir misyon  üstlenmesi  ve hakem  olma vasfını yitirerek taraf haline gelmesidir.  Demokratik bir ülkede bireyi devlete, özgürlüğü güvenliğe  ve adaleti statükoya üstün tutmak hepimizin ortak ideali olmalıdır.Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuk devletinin en önem­li vasfıdır. Yargının  bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargı görevi yapanların  anayasa,  kanun ve hukuka uygun  vicdani  kanaatlere bağlı olmayı,  bunun dışındaki bütün  bağlılıkları  reddetmeyi gerektirir. Yargı görevi yapanın  anayasa, kanun  ve hukuka bağ­lılık dışında başka bir  bağlılıkla  hareket  etmesi,  yargının  ba­ğımsızlığını da tarafsızlığını da yok eder. Yargının bağımsız ve tarafsız olması,  yargı üzerinde  kurulmak istenen  vesayetlerin yok edilmesi, yargının milletin  yargısı ol­ması için yapılması gerekenleri tereddütsüz yapmak  hükümeti­mizin ana öncelikleri arasında  yer alacaktır."

Hükümetlerinin bütün gaye ve hedefinin, ülkenin yönetil­mesinin ve ülkeyi yöneten iradenin denetlenmesinin, siyaset mekanizmaları yoluyla, milli iradeye dayalı şekilde gerçekleş­tirilmesi olduğu kaydedilen programda, bu mücadele neticesinde, Türkiye'nin tarihin­ de hiç olmadığı kadar demokratikleştiği, sorunlarının üzerine cesaretle gider hale gelindiği ve siyaset mekanizmasının önündeki engelleri kaldırılarak siyasi, ekonomik ve demokratik bir istikra­ra kavuştuğu belirtti.

Türkiye'nin normalleşmesi ve demokratikleşmesi yolunda at­ılan adımların, bu çerçevede gerçekleştirilen reformların bir yandan toplumun önünü açmaya, halkın yargıya ve adalete güvenini tesis etmeye, diğer yandan da geçmiş dönemlerde ol­duğu gibi herhangi bir kurumun veya kuruluşun siyasi iradeyi zaafa uğratmasını engellemeye dönük olduğu belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Bu kapsamda, hükümetlerimiz, vesayetçi aktör ve kurumların siyaset üzerindeki nüfuzunu kırmak üzere kararlı bir irade ser­gilemiş ve siyasal sistemi  demokratikleştirme hedefinde ciddi ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak, geleneksel vesayetçi aktör ve kurumlarla yürüttüğü mücadele neticesinde hükümetlerimiz, milli iradeye dayalı demokratik bir siyasal sistemi inşa etme hedefine odaklanmışken, 7 Şubat, 17-25 Aralık  hadiseleri ve takip eden  gelişmelerle yeni bir vesayet odağının saldırılarına maruz kalmıştır. Yargı ve güvenlik bürokrasisini ve sivil toplumun çeşitli kesimlerini tesiri altına almaya çalışan bu yeni vesayet odağının si­yaseti kendi hedefleri doğrultusunda dizayn etme çabalarıyla, bürokrasi içinde şeffaflığı yok eden gayretleriyle, milli güvenliği tehdit eden faaliyetleriyle ve artık eski dönemlerde kalması ge­reken vesayetçi anlayışıyla, milli iradeden aldığımız güçle, hukukun içinde kalarak mücadele etmeye devam edeceğiz. Ne amaçla olursa olsun, hiç bir çeteleşmeye müsaade etmeye­ceğiz. Bu yeni vesayet odağının, toplumu, siyaseti ve devleti baskı altına almasına ve ulusal güvenliğimizi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz."

'ULUSAL GÜVENLİK SORUNUNA DÖNÜŞTÜ'
Uluslararası bağlantıların da değerlendirildiğinde, bu yapılan­maların sadece AK Parti hükümetlerine yönelmiş bir tehdit olarak değil, devletin varlığına kast eden, onun yapısını çökertmeyi hedef­leyen bir ulusal güvenlik sorununa dönüştüğü belirten programda, "Bu tür te­şebbüsleri, geçmişteki vesayet odaklarının oluşturdukları kadar tehdit olarak görüyor ve her türlü vesayete karşı mücadelemiz çerçevesinde ele alıyoruz. Bu konuda kararlı ve dirayetli dura­cağımız konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın" denildi.

Güvenlik hizmetlerinin, ileri bir demokrasi hedefine ulaşmak amacıyla temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz bir biçimde kul­lanılabilmesi ve garanti  altına alınabilmesi için ihtiyaç duyulan temel kamu hizmeti" olarak tanımlandığı programda, AK Parti iktidarları döneminde güvenlik hizmetinin bütüncül bir yakla­şımı içeren stratejik bir anlayışla  ele alındığı ifade edildi. 62. Hükümet programında, AK Parti iktidarlarında çok yönlü güvenlik politikalarının uygulamaya konulduğu vurgulandı.

Hükümet programında, güvenlik hizme­tini toplum desteğini içeren bir zihniyetle yeniden tasarlayıp, hizmetlerin sunumunda insan odaklı bir yaklaşım benimsendiğine işaret edilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Kaygılar ve korkularda şekillenen güvenlik yaklaşımını vatan­daşa güven temelinde yeniden ele alarak, devlet-toplum-fert ilişkisini güçlendirecek bir yaklaşımı öne çıkardık. Asayiş olaylarından terörle mücadeleye kadar her alanda daha etkin ve so­nuç alıcı güvenlik politikalarını hayata geçirerek, hem  ülkemi­zin güvenliğini en üst düzeyde tesis etmenin, hem de toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti içinde olduk."

AK Parti hükümetlerinin güvenlik hizmeti alanındaki geçmişte yaptığı çalışmaları ve yasal düzenlemeleri hakkında bilgi verilen programda, "Uluslararası ve bölgesel teröre destek veren çevre ve odaklarla, bugüne  kadar olduğu gibi bundan  sonra da kararlılıkla mücadele edeceğiz. Coğrafyamızda hangi nedene dayanırsa dayansın ve kimden gelirse gelsin terörün karşısında ilkeli duruşumuzu sürdüreceğiz" denildi.

Suçla mücadelede temel politikaların suçları işlenmeden önce önleyebilmek olduğu belirtilen programda, önleyici kolluk hizmetlerine büyük önem ve öncelik verildiği ifade edildi.

AK Parti hükümetlerinin uyguladıkları politikalarla, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (EUROSTAT) tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye'nin, Avrupa'nın suç oranı en düşük ülkeleri arasında yer aldığı belirtilerek, suç aydınlatma oranları açısından da Avrupa'nın önde gelen ülkeleri arasında olduğu vurgulandı.

Uyuşturucu ile mücadeleye yönelik güvenlik önlemleri artırı­larak, bu alandaki suç örgütlerinin üzerine kararlılıkla gidile­ceğinin aktarıldığı programda "Uyuşturucu maddelerin yasadışı imal, ticaret  ve kulla­nımıyla  mücadelede personel ve teknik kapasite güçlendirile­cektir. Uyuşturucu ile mücadelede faaliyet gösteren kuruluşlar arasındaki koordinasyon geliştirilecek, çevre ülkelerle ve ulusla­rarası alandaki işbirliği artırılacaktır. Bu kapsamda yeni ortaya çıkan  zararlı  maddeler  hızla tespit edilecek ve hukuki açıdan suç tanımına dahil edilip etkin tedbirler alınacaktır" ifadeleri yer aldı.

Sınır güvenliği alanında çalışan birimlerin idari ve teknik kapasitelerini arttırmaya yönelik Avrupa Birliği katkı­sıyla çeşitli projeler yürütüldüğü aktarılan hükümet programında, "Sınırlarımızın korunmasından sorumlu olacak yeni, profesyonel bir sınır kolluğu teşkilatının kurulması için çalışmaları sürdürüyoruz. AK Parti iktidarı, gü­venlik alanında organize suç örgütleriyle, çetelerle, illegal ya­pılarla etkin bir mücadele yürütmüştür. Ülkemizde, geçmişte görülen  mafya ve çete örgütlenmeleri önemli ölçüde çökertil­miştir" denildi.

Programda şu değerlendirmeler yer aldı:

"Hükümet olarak demokratik hukuk devletinde asla kabul  edi­lemez olan insan hakları ihlallerinin üzerine şimdiye kadar ol­duğu gibi bundan sonra da büyük bir kararlılıkla gidilecektir. Hükümetimizin esas aldığı, işkenceye sıfır tolerans  ilkesi ka­rarlılıkla  uygulanmaktadır. Artık Türkiye işkence ile anılan bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bütün polis merkezleri ve jandarma karakolları gerçek anlam­ da modernize edilmiş, şeffaf hale getirilmiştir. Bu merkezlerin, güvenlik  birimlerimizin topluma açılan  pencereleri  olduğu gerçeği ile  bütün  personel  yeniden  eğitilmiş,  gelen  vatandaşa nasıl davranılacağı yeniden tanımlanmış, bütün nezarethaneler evrensel insan hakları standartlarına uygun hale getirilmiştir. Uyguladığımız başarılı güvenlik politikaları sonucu gelinen nokta, vatandaşlarımız tarafından da takdirle karşılanmaktadır. 2013 yılında TÜİK tarafından yapılan Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, kamu hizmetleri sıralamasında vatandaşlarımızın en  fazla memnun olduğu asayiş hizmetleri olmuştur ve yüzde 79,4 ile birinci sırada yer almıştır. Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bireylerin, kurum­ların ve mülkiyetin güvenliğini, özgürlük ve güvenlik arasın­daki hassas dengeyi dikkate alarak, insan haklarını ve evrensel değerleri esas alan bir asayiş ve güvenlik ortamının sağlanması temel amacımızdır. Özellikle mafya, çeteler ve organize suç örgütleri ile başarılı mü­cadelemiz sürecektir. Vatandaşlarımız için baskı ve tehdit oluştu­rabilecek bütün yapıların üzerine kararlı bir şekilde gidilecektir."

62. hükümet programında terörizm, örgütlü suçlar, siber suçlar, narkotik suçlar ve kaçak­çılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasında­ ki işbirliğinin güçlendirileceği, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu suçlarla ilgili kararlı mücadelenin devam edeceği belirtildi. "Önleyici ve koruyucu güvenlik  hizmetlerine öncelik verilecek ve risk yönetimine geçilerek, vatandaşla kolluk güçleri arasın­daki ilişki güven esasına dayalı olacaktır" denilen programda, güvenlik kuruluşlarının personelinin nitelik ve nicelik bakı­mından iyileştirilerek verimliliğin artırılacağı kaydedildi, vatandaşın kamu güvenliğine duyarlılığı artırılarak, toplum destekli kolluk yaklaşımının geliştirileceği bildirildi.

'KOLLUK TEŞKİLATLARININ FONKSİYONLARI GÖZDEN GEÇİRİLECEK'
Güvenlik hizmetlerinde şeffaflık, katılımcılık ve hesap verebilirliği artıracak mekanizmaların etkili bir şekilde kullanılacağının da yer aldığı programda "Kolluk teşkilatlarının fonksiyonları gözden geçirilecek, kamu ya­rarı ve kolluğun asıl misyonu gözetilerek yeniden düzenlenecektir. Bu bağlamda,  toplumun bütün kesimlerini  kucaklayan, özel­likle kadın, çocuk, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın güvenlik hizmetlerine erişimini  kolaylaştıran  politikalarımızı uygulama­ya devam edeceğiz" denildi.

'YÖNETİMDE GÜVEN KAVRAMINA BÜYÜK ÖNEM VERİYORUZ'
AK Parti hükümetlerinin içe kapalı, halka tepeden bakan ve sorun üre­ten değil, halktan aldığı yetki ve güçle halkın taleplerine dayalı olarak sorun çözen bir anlayışı benimsediğine işaret eden programda, vatandaşların hayatını kolaylaştırmayı, temel hak ve öz­gürlüklerin kullanımının önündeki engelleri kaldırmayı kamu yönetiminin ana misyonu olduğu vurgulandı.

Programda, "Her alanda olduğu gibi yönetim konusunda da güven kavramı­na büyük önem veriyoruz. Yönetimde keyfiliğe, her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşıyız. Yönetimde şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, öngörülebilirlikten ve her kademede katılımcı­lıktan yanayız" ifadelerine yer verildi. 

Vatandaş ve sonuç odaklı yönetim anlayışının gelecek dönemde de hız kesmeden devam edeceğini kaydeden programda, "İdarenin bütünlüğü ilkesinden hareketle, bir yandan yerel yönetimleri hizmet odaklı bir anlayışla daha da güçlendirirken, diğer yandan merkezi idarenin strateji geliştirme, standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını geliştireceğiz. Merkezi idare reformlarımızda temel  aldığımız ilke, merkezin görev ve yetkilerini tarif etmek, kalan bütün konularda yerel yönetimleri yetkilendirmektir. Yerel düzeyde ise değişik hizmet birimleri arasında tamamlayıcılık esas olacaktır" değerlendirmesinde bulunuldu.

Geçen dönemde yolsuzlukla kararlılıkla mücadele edildiği ve bu alanda önemli uluslararası sözleşmeye taraf olunduğu ifade edilen programda, şu ifadelere yer verildi:

"Yine, siyasal hesap verebilirlik, şeffaflık ve yolsuzlukla müca­dele, demokrasi ve siyasal mücadelemizin temel gayelerinden birini  teşkil etmektedir. Bu aynı zamanda Türkiye'nin geçtiği­miz 12 yılda kat ettiği ekonomik kalkınmanın sürdürülmesinin olmazsa olmaz koşullarından birini oluşturmaktadır.  Bizden önceki dört hükümetimiz döneminde Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve refah alanında sınıf atlaması ancak şeffaftaşma ile yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetlerimizin ortaya koyduğu kararlılık ve dirayet sonucunda gerçekleşmiştir. Türkiye, Uluslararası Saydamlık  Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 133 ülke arasın­da 77'inci sırada yer alırken, 2013 yılında 50'inci sıraya yük­selmiştir. Bu yöndeki  çabalarımız 62. Hükümet döneminde de kapsamlı bir strateji çerçevesinde, kararlılıkla ve kesintisiz devam edecektir. Hükümetimiz, Türkiye'nin 2023  yılında amaçladığı ekonomik ve siyasal açıdan öngörülebilir, şeffaf, demokratik ma­nada tahkim edilmiş ve yolsuzluklara karşı sıfır toleranslı Türkiye hedefine yönelik mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir."

'E-DEVLET BÜYÜK ORANDA TAMAMLANACAK'
Büyüme ve istihdam odaklı hazırlanan 2014-2018 dönemini kapsayan yeni Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı'nın hayata geçirileceği, bilgi toplumuna dönüşüm alanındaki yatırımlara daha da ağır­lık verileceği ifade edilen programda, bu hükümet döneminde kamunun e-dönüşümünün (e-devlet) büyük oranda tamamlanacağı bildirildi. 

62. hükümet programında, şunlar kaydedildi:

"Tüm vatandaşlarımıza Elektronik Kimlik Kartı dağıtımını gerçekleştireceğiz. Elektronik Kimlik Kartı, kamu hizmetleri­nin sunumunda kimlik  doğrulama işlemleri için kullanılacak; vatandaşlarımız kamu hizmetlerine 7 gün 24 saat  evlerinden ve işyerlerinden ulaşabilecektir. Bu uygulama ile aynı zaman­da kamu hizmetlerinde ve harcamalarında daha şeffaf bir yapı oluşturacağız. 2015 yılında, en gelişmiş güvenlik öğelerini için­de barındıran kimlik kartlarını üretip en kısa zamanda  vatandaşlarımıza  dağıtımını yapacağız."

Programda, ülke genelinde kısa sürede ortak bir standarda kavuşturulmuş coğrafi  bilgi sistemi altlığını hazır hale getirileceği, kamuda "kağıtsız ofis" döneminin başlayacağı ifade edildi. 

62. Hükümetin yerel yönetimlere yönelik bakışının da aktarıldığı programda, şu değerlendirmeler yer aldı:

"Türkiye'nin merkezi üniter devlet yapısını vatandaşların te­mel hak ve özgürlüklerini koruyan  bir yapı olarak  görüyoruz. Merkezi devlet ile çelişmeyecek ve onu  tamamlayacak bir yerel yönetim sistemini aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin ge­nişletilmesi ve kamu hizmet  sunumunda etkinliği  sağlamanın bir aracı olarak görmekteyiz. Bu kapsamda hükümetimiz mer­kezi yönetim ile yerel yönetimler arasında sağlıklı bir işbirliği ve koordinasyonu esas almakta, yerel nitelikteki her türlü kamu hizmet  sunumunun asıl sunucusunun da yerel yönetimler ol­ması gerektiğini düşünmektedir. Yerel yönetimlerde insan ve hizmet odaklı bir yönetim anla­yışına sahibiz. Partimizin programında yer aldığı üzere, daha önceki dört AK Parti hükümetinde olduğu gibi,  bu hükümet döneminde de çağımızın bir gereği ve ileri demokrasinin temel şartı olan yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet yapısı içerisin­deki ağırlığını artırmaya yönelik faaliyet ve çabalarımız aynen devam edecektir.

Ulusal  öncelikler ile yerel farklılıklar barıştırılarak kamu hiz­metlerinin yerinden karşılanması temel ilke olmaya devam edecek, merkezi yönetim tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan hizmetler yerel yönetimlere devredilecektir. Yerel tercih­ler dikkate alınarak sağlık, eğitim, kültür, sosyal yardımlaşma, turizm, çevre köy hizmetleri, tarım, hayvancılık, imar ve ulaşım hizmetlerinde yerel yönetimlerin etkinliğinin artırılmasına yö­nelik çabalarımız devam edecektir."

Mahalli idarelerin daha etkin, hızlı ve nitelikli hizmet suna­bilen, katılımcı, şeffaf, çevreye duyarlı,  dezavantajlı kesimlerin ihtiyaçlarını gözeten ve mali sürdürülebilirliği sağlamış bir ya­pıya kavuşturulması amacıyla düzenlemeler yapılacağı aktaran programda, yerel yönetimlerin başta öz gelirleri olmak  üzere finansman ve hizmet imkanlarını kuvvetlendirileceği bildirildi.

Programda hazırlıkları büyük oranda tamamlanan Köy Ka­nunu'nun da bu dönemde yenileneceği, köy yönetimleri güçlen­dirilerek köy yerleşim yerlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanacağı kaydedildi.

AK Parti'nin kapsamlı ve insani bir kalkınma an­layışına sahip olduğunun altı çizilen programda, yeni hükümetin önündeki hedefin en üst kategori olan çok yüksek insani gelişme eşiğini aşmak olduğu belirtildi.

Programda, gelişmiş ülkelerde toplumun ancak bir kısmının satın alabil­diği hizmetlerin, Yeni Türkiye'de halkın tamamına büyük ölçüde bedelsiz sunulduğuna işaret edilerek, "Hükümetimiz, dezavantajlı grupların, hizmetlere eşit ve adil bir şekilde ulaşımını bir demokratikleşme şiarı olarak savunmaya devam edecektir" denildi.

Hükümetin insana yatırıma temel önceliği vereceği, bu alanda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağı, eğitim sisteminin okul önce­sinden yükseköğretime, her kademede erişim ve süre bakımın­dan geliştirmesinin yanı sıra, eğitimin çok boyutlu olarak kalite­sini artırma çabasının süreceği belirtilen programda, şöyle devam edildi:

"Yeni Türkiye'de fikirlerini özgürce ifade eden, inancını özgürce yaşayan, başkasının  fikrine ve inancına saygı gösteren bireyler, bilgi toplumu şartlarında teknolojik gelişimi ve yeniliği üreten insanlar olacaklardır. Sosyal adalet, fırsat eşitliği, dayanışma gibi  değerler çerçevesinde, toplumun her kesimini kapsayan bir kalkınma süreci hayata geçirilecektir. Bu kapsamda özellik­le kadınlarımızın ve genç nesillerin kalkınma sürecine çok daha yoğun katılımı için çaba sarf edilecektir."

Türkiye'ni Avrupa, Asya ve Afrika bağlantılı eşsiz coğrafyası ile kıtaların, ticaret ve enerji yollarının, kültürel etkileşimlerin kavşağında olduğuna işaret edilen programda, "Ulaşım ve enerji sistemlerinin entegrasyonu, kurumsal ve yasal altyapının geliştirilmesi ile bu coğrafi konum, daha fazla katma değere ve nitelikli  bir kalkın­ma sürecine dönüştürülecektir. Bugüne kadar izlediğimiz ezber bozan yaklaşım bundan sonra da devam edecek ve doğal coğrafi havzamız ile çok boyutlu ve katmanlı ilişkiler geliştirilecektir. Esas itibarıyla  normalleşme süreci  devam edecektir. Belli bir bölge veya ülke ile geliştirdi­ğimiz ilişki diğerinin alternatifi olarak  görülmeyecek, sinerji oluşturan tamamlayıcı ilişkiler güçlendirilecektir" değerlendirmesinde bulunuldu.

Bölgede yaşanan siyasi dönüşüm ve çatışma  süreçlerinin er veya geç yerini yeni bir ortama bırakacağına işaret eden 62. Hükümet programında, şu ifadelere yer verildi:

"Bu süreçte hükümetimiz insani, ahlaki ve uluslararası hukuka dayalı duruşunu devam ettirirken, sorunların en kısa sürede ve kalıcı çözümü için gerçekçi politikalar geliştirme çabasını sürdürecektir. Dış politikamız da esasen bu temele dayanmaktadır. Bölgemizde yaşanan birçok sorunun temelinde yönetim krizle­ri, etnik veya mezhebi çatışmalar rol oynamaktadır. Kendi için­de insani kalkınmasını hızlandırmış, değişik dinlerden, mez­heplerden ve etnik yapıdan insanları demokratik hukuk devleti çerçevesinde bir arada yaşatabilen yeni Türkiye, bölgemiz için her bakımdan örnek  bir ülke olacaktır. Siyasi sınırlara saygı duyarak, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda sınırları geçişken kılan politikalarımız, bölgesel ve küre­sel barışa hizmet edecek, ülkemizin  ve coğrafyamızın refahını artıracaktır. İçinde bulunduğu coğrafyada tarihi bağları ve ağır­lığı olan bir ülke olarak Türkiye, kalkınma sürecini coğrafyası­na yayacak ve aynı coğrafyanın enerjisinden istifade edecektir."

SOSYAL GÜVENLİK ALANINDAKİ ÇALIŞMALAR
Davutoğlu'nun sunumunu yaptığı , 62. Hükümet Programı'nda sosyal güvenlik alanında, Kasım 2002'de hükümet olarak söz verdikleri tüm nüfusu ve tüm riskleri güvence altına alan ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturma hedeflerini gerçekleştirdikleri  bildirildi.

Bu alanda yapılan reformların anlatıldığı programda, yeni dönemde sosyal güvenlik sisteminin nüfusun tamamını kapsayacak bir yapıya kavuşturulmasının temel hedefleri olduğunu belirtildi.

Sosyal güvenlik ve sağlık politikalarını ekonomi, istihdam ve sosyal yardım politikalarıyla uyumlu şekilde yürütmeye devam edeceklerinin kaydedildiği programda, "Çalışanların emekli  olduklarında oluşabilecek gelir kayıplarını en aza indirmek amacıyla tamamlayıcı emeklilik sistemini ku­rup yaygınlaşmasını sağlayacağız" ifadesi kullanıldı.

Hükümetin sosyal politika ve yoksullukla mücadeleye özel önem verdiği vurgulanan programda, dar gelirli ailelere ve bireylere el uzattıklarını, sosyal yardımlarla yılda yaklaşık 3 milyon haneye ulaştıklarını, 100 milyar liralık sosyal yardım harcaması yapıldığı belirtildi.

Sosyal Konut Programı ile 2010 yılından bu yana 20 bin yok­sul vatandaşı ev sahibi yaptıkları, barınma yardımları ile her yıl 7 bin kişiyi destekleyerek insan onuruna yaraşır me­kanlar temin  ettikleri ifade edildi.

AK Parti iktidarı döneminde uyguladıkları sosyal politikalar  sonu­cunda gelir dağılımının düzeltilmesi konusunda çok önemli mesafeler kat ettikleri belirtilen programda şunlar kaydedildi:

"2002 yılında kişi başına aylık 30 doların  altında  bir gelire sahip 136  bin kişi varken,  2012  yılında  30 doların  altında  bir gelire sahip  nüfus  kalmamıştır. Aylık 65  doların  altında bir gelirde yaşayan nüfus 2002  yılında  2,1 milyon  kişi iken, 2012  yılında 46  bin kişiye düşürülmüştür. 129 doların altında bir gelirde mutlak yoksulluk düzeyinde ya­şamak zorunda kalan kişi sayısı 2002'de 20,7 milyon iken, bu sayıyı 2012 yılında 1,7 milyona indirdik. 2012 yılında, kayıtlı çalışan yoksul vatandaşları da sosyal yardımlarla desteklemeye başladık. Sosyal Yardım Kartı ile 2 milyon vatandaşımıza ulaşarak banka­matik kartları ile yardım almaları ve alışveriş yapmalarını sağladık. 600 bin vatandaşımızı, sosyal yardım ödemelerine ilişkin kısa mesaj servisi ile düzenli olarak bilgilendirdik. Yardım alma kuyruklarını ortadan kaldırdık  Konutunda sosyal yardım ve emekli maaşı ödenmesini talep eden vatandaşlarımıza evlerinde ödeme yapmaya başladık.

2015 yılına kadar aylık 65 doların altında bir gelirde yaşamak zorunda olan vatandaşımız kalmayacaktır. 2023 için temel  he­defimiz; hak ve sorumluluk temelli aileyi merkeze alan bütün­cül sosyal politikalarla mutlak yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmaktır. Sosyal destek ve hizmet alanında Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) modeli çerçevesinde sağlık, istihdam ve eğitim  hizmetlerini aile odaklı bir sistemle ele alacağız. ASDEP modeli ile hizmete ulaşamayan vatandaşlarımızın sorunları hane ziyaretleri ile tespit edilecek ve çözülecektir. Aile yapımız, bizim diğer toplumlardan en büyük fark ve  üstünlüklerimizden birisidir. Önümüzdeki dönemde ailenin korunması ve güçlendirilmesi sosyal politikalarımızın merkezinde olacaktır. Bu kapsamda, genç nüfus yapımızın korunması, aile kurumunun  güçlendirilmesi ve aile refahının artırılmasına yönelik eylemler hayata geçirilecektir.

Engelliler, yaşlılar, korunmaya  muhtaç çocuklar, şehit ai­leleri, gazi ve malullerimiz AK Parti iktidarlarının özel önem atfettiği kesimlerdir. Bu kesimlerimizi anayasal ve yasal güvenceye  kavuşturarak her türlü sağlık, rehabilitasyon, eğitim  ve bakım  hizmetlerini sağladık; insanca yaşayabilmeleri  için gelir ve öncelikli olarak iş ve meslek sahibi  olmaları  ve kendilerini asla kimsesiz ve desteksiz hissetmemelerini temin ettik. Bundan sonra da desteğimizi ar­tırarak sürdüreceğiz. Özel ilgi bekleyen kesimleri toplumun saygın, aktif ve üretken unsurları  haline getirmek hükümetimizin başlıca hedefidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi sosyal hizmet  alanında ev­rensel yaklaşımlarla model ülke haline getireceğiz. Tüm yaşlılarımıza evlerinden  ve sosyal çevrelerinden ayrılmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri sosyal ve ekonomik şartları oluşturmak temel hedefimizdir."

Meclis perşembe saat 14:00 te toplanmak üzere birleşim sona erdi.

HABERE YORUM KAT

MyMemur Haber Sitemiz 5651 sayılı "internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla işlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında" Kanunun 2/f maddesi uyarınca 'içerik Sağlayıcıdır'. Tüm üyeler yaptıkları yorumlardan şahsen kendileri sorumlu olup, talep halinde sitemiz kaynaklarında olan, gerekli iletişim bilgileri Adli ve İdari Makamlara sunulacaktır. UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmaz.
Önceki ve Sonraki Haberler