1. YAZARLAR

  2. Aydın UZKAN

  3. AÇGÖZLÜLÜK ZEHİRLER
Aydın UZKAN

Aydın UZKAN

Eğitimci - Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

AÇGÖZLÜLÜK ZEHİRLER

A+A-

                                                AÇGÖZLÜLÜK ZEHİRLER

 İnsanı, insani değerlerden uzaklaştırıp alçaltan sayısız düşünce ve eylem almış başını gidiyor . Aç gözlülükte bunlardan biri. Geçmişten günümüze tüm insanlığın derin mutsuzluğunun sebeplerinden olan bu zehir, maalesef ki  yediden yetmişe sirayet ederek ilerliyor.

   Aç gözlülük ki, paylaşma duygusunu krelten bir özelliktir. Beynin doyma noktasının aldığı darbe sonucu olmayan beyinlerde oluşan bir hasardır. Bu şuursuz tamahkarlık insanın egoizminin zirvesidir. Onu hak etmediği şeylere el uzatmaya sürükler ve zulümlere sebep olur. İnsanın hem kendine hem de muhataplarına zarar verdirir.  Tamah mihneti davet eder ve az tamah çok ziyan getirir. La Fontaine’nin dediği gibi ;  Fazla kazanmak isteyen, kaybeder’’.

 

  Cenap Şahabettin ‘’ Karnı açlardan çok, kalbi açlara acırım’’ sözüyle işaret ettiği aç gözlülük  içsel bir boşluğu anlatır. Bu boşluk insanın kronik açlık çekmesine, hayat yolunda fasit daireler çizip saygınlığını kaybetmesine neden olur. Oysaki insan yaratılmışların en kıymetlisidir. Değerini bilmeyip aç gözlülüğün kollarına atıldığında, kendini ucuza satar ve ucuza gider.

 

  Aç gözlü insan , henüz bebekken 'dünya benim ' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu gören ama  ölürken de aynı avuçların 'Her şeyi bırakıp gidiyorum işte ' dercesine apaçık kaldığını fark etmeyen kişidir. Otellerde açık büfelerden yiyebileceğinden daha da fazlasını alıp çöpe dökenler, ihtiyacı olmadığı halde marketlerin promosyonlu ürünlerinden almak için  kavgaya tutuşanlar, para kazanan simitçiyi görümce  mahalleye simitçi dükkanı açanlar  göz önündeki  aç gözlü insan/cık örneklerdir. Onlar ki,  susuzluğundan daha büyük bardakları olanlardır. Çorbaya ekmek doğrayıp yanında ekmek yiyenlerdir. Çiğneyebileceğinden fazlasını ısıranlardır. Oysaki Mevlana ne güzel söylemiştir; ‘’Okyanus ne kadar büyük olursa olsun insan yalnızca kabı kadar su alabilir.’’

 

Tamahkârlık denilen  üstü örtülü açlık, insanı bir çok şeye birden saldırtır . En gereksiz şeyleri fazla arzulamak yüzünden en değerli olan şeyleri elinden kaçırtır. Kişiyi, kendinden daha kötü durumdakilerle değil daha iyi durumdakilerle karşılaştırıp, merhamet ve şefkat duygularından uzaklara fırlatır. İmam ibn Kayyım’ın ifadesiyle : ‘’ Dünya bal dolu bir kaba  benzer. Balı gören sinekler kaba doğru yönelirler. Bazısı kabın kenarına konup, ihtiyacı kadar yedikten sonra uçar gider. Bazısı da aç gözlü olduğundan, kendisini kabın ortasına atıp helak olup gider’’ Bu yüzden dananın kuyruğunun koptuğu yer , insanın aç gözlülüğünden sıyrıldığı andır.

 

Bir olay anlatılır. Bir ülkenin padişahı su kıyısında gezinirken, balık yakalamak için oltasını suya atan bir adam görür. Adamın yanına gider onunla az hasbihal ettikten sonra adama ; ‘’ ben burada iken oltana takılan ilk şey ne olursa, sana onun ağırlığınca altın vereceğim ‘’ der. Biraz sonra oltaya takıla takıl ortası delik bir kemik takılır. Padişah balıkçıya ‘’ Ne yapalım, şansın bu kadarmış’’ diyerek birlikte saraya dönerler. Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emreder.

 

Adamları kemiği terazinin bir kefense koyup diğer kefesine de altın koymaya başlarlar. Bir , üç,beş, on diyerek altınları koyarlar ama kemiğin bulunduğu terazi kefesi yerinden oynamaz. Adamlar altınları doldurmaya devam ederler. Terazinin kefesi altınla dolar taşar ama kemik tarafı yerinden kımıldamaz. Orda bulunanlar bunda bir hikmet olduğunu anlar. Ülkenin alim zatına sorarlar. Alim zat kemiğe baktıktan sonra şu açıklamayı yapar : ‘’ Bu kemik aç gözlü bir insanın göz çukurudur . Siz bunu tartmak için sarayın bütün hazinesini de koysanız yine de yerinden oynatamazsınız. Çünkü dolmaz. Onu ancak bir avuç toprak doyurur der ve eline bir avuç toprak alır. Toprağı terazinin bu tarafına koyduğunda kemik bulunan taraf yukarı kalkıverir.

 

Açgözlülüğün tutsaklığında yaşayan insan , ne kadar çok şeye sahip olursa o kadar mutlu olacağını zanneder. Sahip olmak  yegane hedef olunca da daha bir ihtiraslı ve daha bir açgözlü olur. Bu durum güvelerin elbiseleri kemirmesi gibi insanı maddi ve manevi yer bitirir. Oysaki hayatta önemli olan, en çok şeye sahip olmak  değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.

 

  Dünya herkesi doyuracak kadar kaynağa sahiptir. Ama herkesin aç gözlülüğünü doyuracak kadarına değildir. Bu gerçekliğe rağmen, ‘’hep daha fazlasına sahip olmak’’ gibi tehlikeli   düşünceler  zihinlere egemen oldukça,  insanların  huzur ve barış dolu bir dünyada  yaşaması hayalden öteye geçemeyecektir. Oysa ki sözlerin efendisi ;’’Ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikincisini ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz’’ diyerek olayı  ne güzel özetlemiştir. Bu öğüdü dinlemeyenlerin uçurumdan aşağı yuvarlanmaları yakındır. Hem de bir tutam ot için !

 

 

Bu yazı toplam 644 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

MyMemur Haber Sitemiz 5651 sayılı "internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla işlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında" Kanunun 2/f maddesi uyarınca 'içerik Sağlayıcıdır'. Tüm üyeler yaptıkları yorumlardan şahsen kendileri sorumlu olup, talep halinde sitemiz kaynaklarında olan, gerekli iletişim bilgileri Adli ve İdari Makamlara sunulacaktır. UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmaz.