Rad.Tek.Şeref Parıldar

Rad.Tek.Şeref Parıldar

Yazarın Tüm Yazıları >

KALÛ BELÂ

A+A-

Ne zamandan beri müslümansın

Kalu beladan beri

Çoğumuza tanıdık gelen bu konuşma metni neredeyse bütün İslam âleminin ortak algısının bir yansıması olmuştur. O da Müslümanlığın doğuştan hatta varoluştan gelen bir hususiyet olduğudur. Hiç şüphesiz bu algının doğru ve yanlış tarafları vardır.

Bu hususun doğru anlaşılabilmesinin ilk yolu, Müslüman ya da Müslim kavramını hangi manada kullandığımız, peygamberimizin ve Rabbimizin hangi manada kullandığını bilmekten geçmektedir.

Peygamber efendimizin as “her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, sonradan annesi ve babasının dinini benimser ” manasındaki hadisindeki İslam tasavvuru ile insanda şekle bürünmüş ve hayata geçmiş din manasındaki İslam birbiriyle anlamdaş değildir.

Keza Rabbimizin Araf suresinde “Allah Adem’in sırtından kendisinden gelebilecek bütün nesilleri aldı, onlara kendilerini tanıttı ve ben sizin Rabbiniz değil miyim sorusuna elbette Rabbimizsin, şahidiz  dediler” ayetinde ifade ettiği soru ve cevap mecazı da yanlış algı ve yorumlara muhatap olmuştur.

Çoğunlukla Türkiye Müslümanları bu durumu ruhların yaratılması ve onlara soru sorulup onlarında hep bir ağızdan tasdik etmesi gibi algılamakta ise de ayetin kendisinde sorunun ruhlara yöneltildiğine dair herhangi bir ipucu yoktur. Yukarıda zikredilen hadisi şerif ile bu ayeti kerime birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir. O da fıtratın İslam’a meylidir.

Kanaatimizce buradaki soru ve cevap, bir mecaz ve kinayeden ibarettir. Yalnız buradaki mecazdan kastımız hakikatin zıddı manasında mecaz değil, hakikati ifadede insan zihnini hazırlayan ve idraki kolaylaştıran mecazdır. Şöyle ki insanın sahip olduğu maddi ve manevi bütün hususiyetlerin kendisinde şifrelendiği DNA yapısında inanç genleri olduğu bugün bilim adamları tarafından ispatlanmıştır.

Allah insanoğlunu inanmak üzere programlamıştır. Bugünün bilim dünyası artık insanın kendisini ve etrafını şekillendirmesinde inancın temel etken olduğu hususunda nerdeyse fikir birliğine varmıştır. Bu sırrın keşfi sayesinde batı dünyasında yeni nesil kişisel gelişim ve eğitim çalışmaları ağırlık kazanmıştır. Tüm dünyada milyonlarca dolarlık bir ekonomiye kaynaklık eden nlp işte tam bu noktadan hareket ederek, insanın inançlarını değiştirdiğinde hareketlerinin de değişeceği kabulünden hareketle çalışmalarını sürdürmektedir. Tıpta placebo etkisi denilen “hastanın hiçbir etken madde içermeyen kapsüllerle iyileşmesi” hadisesi de yıllardır kullanılan bir metoddur.

Eşyanın yapısını ve birbiriyle ilişkisini inceleyen fizik bilimi de yeni buluşlar ve gözlemler sayesinde atom altı parçacıkları inceleme olanağı bulmuş ve parçalanamayan temel parçacıklar olarak kabul edilen nötronları oluşturan temel şeyin titreşmekte olan cisimcikler olduğunu kaydetmiştir. Bugüne kadar maddeyi katı ve kendi başına bir varlık olarak algılayan bilim, artık maddenin kendi başına değil, algılayanın zihniyle etkileşim halinde olduğunu ünlü çift yarık deneyi ispatlamıştır. (google’a çift yarık deneyi yazıp görebiliriz)

Maddenin herhangi bir dış etkenden bağımsız kendi kendine bir varlık olarak tanımlayan fizik teorisyenleri bu deneyle birlikte maddenin yaratıcıdan bağımsızlığı bir kenara gözlemciden dahi bağımsız olamayacağını göstermiştir.

Buradan yola çıkan bilim insanlarıinancın dünyayı şekillendiren temel kuvvet olduğu gerçeğini kabul etmek zorunda kaldılar. Bu bilgi bazen NLP, bazen kişisel gelişim adı altında bu bilgiden habersiz milyonlarca insana yüksek fiyatlarla satıldı. İnancın gücü, değişimin gücü, kainatla uyum gibi sloganik ifadelerle özü sulandırılan bu gerçek, bizzat yaratıcının insanlara armağanı olduğu halde yaratıcıdan bağımsız bir söylemle savunulmaya; bu hakikati görmemenin açtığı boşluk da insanı kendi gerçekliğinin yaratıcısı olarak sunulmaya başlanmıştır.

Görüldüğü gibi inanç ya da iman adı her ne olursa olsun insanı sağlama alan o duygu bütün kâinatın var oluşundaki temel yapıtaşıdır. Fakat son derece muazzam ve munazzam bir şekilde tasarlanan kâinatın üzerine giydirilen madde elbisesi ve bu elbiseye düşkün bir mizaçla yaratılan nefis ve nefsin zaaflarını çok iyi bilen ve kullanan şeytan üçlüsü bu perdeyi kalınlaştırmak için olanca çabasını harcamakta; insanı kör bir inatla cehenneme doğru sürüklemektedir. Varlığımız ve dna’mız kendi başına Allah’ın varlığını ve birliğini doğrulasa da, bu doğrulamanın işlerlik kazanması bize emanet edilen bilincin bu doğrulamayı fark etmesinde yatmaktadır. Dolayısıyla Müslüman olmak kalu bela’dan beri değil, bizim bu hakikati bilincimize kavrattığımız ve hayatımıza geçirdiğimiz andan itibaren gerçeklik kazanmaktadır.

Bedenimizin hücreleri, hücrelerin içindeki küçük organlar (organel), onları oluşturan enzim ve proteinler kendi dilleriyle “beni Allah yarattı” deseler de, bunların bize emanet edildiği bedenimizi yöneten kontrol merkezi olan kalbimize bu hakikati benimsetmediğimiz sürece onların Allah’ın birliğine şehadeti bizim aleyhimize tanıklık etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

İslam bilinçli teslimiyet demektir. Müslim olmak, iradeyi bilinçli olarak Allah’ın emir ve yasaklarına tabi kılmak hususunda Allah’a söz vermektir. İrademizin kimin elinde olduğu ise bizim yaşantımızdan ortaya çıkacaktır ki Rabbimiz bu yüzden bizi inançlarımızdan dolayı değil, yaptıklarımızdan dolayı hesaba çekecektir. Bu yüzdendir ki bizim Müslüman ya da mümin olduğumuz hususunda çeşitli vezinlerde ve şekillerde ispatlarımız, (elhamdulillah müslümanım vb.) hayatımızda bir geçerliliği olmadığı sürece bize hiçbir faydası olmayacak, aksine sözümüze ve iddiamıza aykırı bir hayat yaşadığımız için sorumlu tutulacağımız ve acısını çekeceğimiz ateşten kelimeler olacaktır. 

Bu yazı toplam 183 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

MyMemur Haber Sitemiz 5651 sayılı "internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla işlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında" Kanunun 2/f maddesi uyarınca 'içerik Sağlayıcıdır'. Tüm üyeler yaptıkları yorumlardan şahsen kendileri sorumlu olup, talep halinde sitemiz kaynaklarında olan, gerekli iletişim bilgileri Adli ve İdari Makamlara sunulacaktır. UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmaz.