1. YAZARLAR

  2. Aydın UZKAN

  3. SEVGİ AÇLIĞI
Aydın UZKAN

Aydın UZKAN

Eğitimci - Şair
Yazarın Tüm Yazıları >

SEVGİ AÇLIĞI

A+A-

SEVGİ AÇLIĞI

 İnsanları hem birbirine hem de hayata bağlayan görünmez bir bağ vardır. Bu öyle bir bağdır ki,  , atomun içindeki  nötron, proton ve elektronları birbirine bağlayan  çekim kuvveti  gibi, canlılar arasında  çekimi sağlar. Ali Şeriati ‘’Sevgi, bilinçlice bir bağ ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur.’’der. Eskilerin kuvve-i cazibe dedikleri bu bağ sayesinde acılar tatlılaşır, bakırlar altın olup dertler şifa bulur. Karanlığı aydınlığa çeviren bu ruhsal güzelliğin adı  sevgidir.  

 

 Kâinat dahi, gücü inkâr edilemez  bu sevgi uğruna yaratılmıştır. Her insan adanmış ve koşulsuz bir sevgiye ihtiyaç duyar. Verdikçe çoğalan bu bereketli duygu ne yazık ki , yüreklerde stoklanmışçasına bekletiliyor. Yürekler sevgi açlığı yüzünden gurulduyor. Yeterli  miktarda ve gerektiği kalitede karşılanamadığında ise  sevgi açlığı dediğimiz sancı  başlıyor.  ‘’Cehennem insan yüreğindeki sevginin bittiği yerdir ‘’ diyen Mevlana’nın işaret ettiği sancılı  insan modeli ortaya çıkıyor. Sevgisizlik ikliminde nice canlar sancıyarak heder oluyor.

 

 İnsanları açlıktan çok sevgisizlik öldürüyor. İnsanlar caddelerde her gördüğü insanı yaşıyor sanıyor. Oysa ki  caddeler, yaşayan ve yürüyen ölülerle dolu.  Çoğu, hissiz ve ruhsuz bir şekilde sevgi açlığı çekerek  hayatı adımlıyor. Sevgi açlığı  yediden yetmişe herkesi kuşatmaya devam ediyor. Kimi insanın  güçsüzlük olarak algılanıp suistimal edilmesinden korktuğu için belli etmekten bile çekindiği ve gizlediği bu durum gittikçe halkasını genişletiyor. İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında insanlar  mekânsal olarak aynı yerde olsalar da her geçen gün birbirlerinden ve çevrelerinden uzaklaşıyor. Birbirinden uzaklaşan ve etkileşime giremeyen insanlarda haliyle sevgisizlik artıp  yerini nefrete bırakıyor. Bu da sinsice gelişen bir tümör gibi hayatın tüm hücrelerine yayılıyor. Çağımızın sevgi özürlü toplumunu tanımlayan’Vitrinler dolu gönüller boşcümlesi durumu daha iyi açıklıyor.

 

 Modern (!) insan parasal sermayenin arttığı ama  duygusal sermayesinin azaldığı bir zamanda yaşıyor. Sevgiyi sadece isim olarak bilip ruhlarında tatmayanlar haliyle bunu başkalarına da veremiyor. Etrafındakileri sevgi açlığına mahkum ediyor. Oysa ki sevgi insanın doğal bir ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç doğumdan önce başlar. Anne karnındaki bebek dahi , son üç  ayından itibaren duygusal belleği oluştuğu için sevilip sevilmediğini, istenip istenmediğini algılar. Özellikle beynin sevgiyle ilgili bölümünün geliştiği ilk dört yılda çocukla yaşanan ilişki son derece önemlidir. Çocuğun bir bakış ya da dokunuşla bile olsa sevildiğini hissetmesi, bu alandaki hislerinin gelişmesine yardımcı olur.

 

 Sevgi, aynı zamanda beynin nörofizyolojik bir  ihtiyacıdır. Bu sebeple hayatının ilk yıllarında sevgi eksikliği yaşayan çocukların bazılarında beyin büyüme hormonu salgılanmaz. Yapılan araştırmalar, sevgi dolu ortamlarda büyüyenlerin zeka düzeylerinin, sevgisi ihmal edilenlerden daha yüksek olduğunu , bu kişilerin suça karışma olasılıklarının diğerlerinden daha düşük olduğunu ve sevgisiz kalan insanların beynin acı merkezlerinin aşırı hassasiyet kazandığını  göstermiştir. Hatta çocuk yuvalarında hospitalization denen ve yuva hastalığı  diye adlandırılan bir hastalık vardır. Bu hastalığın  temelinde sevgi açlığı yatar. Çocukların bu hastalıktan kurtulmalarının yolu sevgi ihtiyaçlarının karşılanması ile olur.

 

 Midede hissedilen açlıklar  gibi doyurulması kolay değildir sevgi açlığı. Kalpte hissedilir ve  doyurulmadığında, bireyin bir ömür boyu tökezleyerek yaşama sebep olur. Bu nedenle tabii ki en başta çocukların, fiziksel ihtiyaçların giderilmesi kadar ruhsal doyumlarının sağlanması  özellikle sevgi ihtiyaçlarının  giderilmesi de şarttır. Bir çocuk için değerli olan şey  kendisine sevgiyle bakan anne ve babadır. Çalışan bir annenin  beş yaşlarında ki çocuğunun, bir gün annesine: ”anne, ben hiç oyuncak istemem, sen çalışma yanımda ol.” cümlesi  yaşanan sevgi açlığını gayet iyi anlatır. Öyle ki çocuğun sevgiye olan açlığı, oyuncağa olan tutkusundan bile vazgeçirmiştir.

 

 Hal böyleyken kimileri çocuklarının ihtiyacını karşılamak için gözünü kırpmadan para harcarken, onlara sevgisini gösterme konusunda  ya cimrilik yapar yada güçlük yaşar. Bunun sebebi  genelde ebeveynlerden öğrenilen  geleneksel tutumlar ve takıntılardır. Bu tutumu benimseyenler anne babasının yanında çocuğunu kucağına almaktan imtina eder. Sevgi sözcüklerini çocuğunun kulağına fısıldamayı bile garipser. Çocuğunu kucağına alınca hep kucağa alınmak isteyeceği,   bir defa  yanında  yatmak istediğinde, hep yatmak isteyeceği yada   bir kere sallarsa hep sallanmak isteyeceği  gibi takıntılar yüzünden çocuklar sevgisiz bırakılır. Oysa ki dozajı ayarlandığında bunların da çözümü vardır. Geleneklerin dini inanç gibi algılandığı toplumlarda bu durum daha vahim sonuçlara yol açar. Çocuklar  hem ruhen incinir hem de  sevgisizlik girdabına itilir. Bu konuda yaşanan şu olay  bir uyarı levhası hükmünde hep hatırlarda olmalıdır. Bir gün Peygamberimiz'in torununu öptüğünü gören bir bedevî: 'Vallahi benim on çocuğum var, hiç birini öpmedim' der. Sözlerin efendisi  ona şöyle buyurur: ''Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.''

 

 Küçüklükte başlayan  sevgi açlığı  giderek büyür ve  yürekler  zamanla sevginin Afrikası olur. Kişiler doyacağını düşünür ama doymaları kolay değildir.  Sevgi açlığını doyurmak için  çalışıp çabalarlar. Sonu meçhul arayışlara girerler. Kız yada erkek olması fark etmeden, ergenlik çağına  giren çocuklar, içlerindeki bu boşluğu doldurabilmek için  adresten adrese koşarlar. Yaşadıkları ilgisizlik ve değersizlik duyguları ile baş edebilmek için çabalar dururlar.

 

Büyüyüp yetişkinlik yıllarına geldiklerinde, sevgisizliğin verdiği açlıktan dolayı kendilerine ilgi gösteren karşı cinsten bir arkadaşının peşinden çok çabuk giderler. Kendilerine güzel iki laf edeni hemen yüreklerinin en diplerine konduruverirler. Sevgiyi buldukları anda onu sünger gibi  hemen içlerine çekerler.Yaşadıkları anlık  mutluluğun gerçek sevgi olup olmadığından habersiz pembe hayallerle yola çıkarlar. Karşılaşılan kişiler sorunlu, kişilere ve toplumsal huzura zarar veren nitelikte  kişilerse durum daha da vahim bir hal alır. Vaktinde ve yeterince alınmayan sevgi onları hayatın yokuşlarında  susatır durur.

 

 Sevgi eksikliği, parçalanmış ailede büyüyen çocukların  kabuk  bağlaması zor bir yarasıdır. Sevgi ile büyüyen çocukların gözleri  ‘’ben sevgi doluyum’’  dercesine ışıl ışılken, bunun eksikliğini yaşayanların gözlerinde  ne bir canlılık ne de bir  ışıltı vardır İçine kapanarak hayatına devam eden bu sevgi açları, zamanla  dünyadan biraz daha kopup  adeta otistik bir hayat yaşarlar. Korku, üzüntü, hastalık, nefret gibi olumsuzluk yüklü güçlere karşı savunmasız kalırlar. Etraflarına boş gözlerle bakar durular. Dünyaya açılan  pencerelerini, teker teker kapatırlar.Dinledikleri müziklerden ve hareket tarzlarından sevgiye aç olduklarını aşikarsa görünür. Üstelik sevgiye aç bu çocuklar , büyüdüklerinde "sevme engelli" olmaya aday bireylerdir. Sevilmeye aç  çocuklar, sevemeyen yetişkinler olurlar.

 

  Sevginin diğer adı muhabbettir. Sevgi eksikliği bir muhabbet eksikliğidir. Sevginin olmadığı  yerde ne  kuvvetli bağlantılar oluşur ne de etkili  bir iletişim sağlanır. Eğer bir ortamda sevgi eksikliği varsa, orada güvenin tesis edilmesi  zordur . Sevgi, kalemin içindeki  mürekkebe benzer. Mürekkebin varlığını anlamak için nasıl  yazmak gerekiyorsa  , sevgiyi de göstermek gereklidir. Öyle ki, sevgi ilgiyi gerektirir.  İnsan sevdiğini iddia ettiği ile ilgilenir. Anne baba sevdiğini söylediği çocuğuyla, eşler birbirleriyle ilgilenir. İlginin olmadığı ortamlarda sevginin varlığı tartışılır. Çiçekleri sevdiğini iddia edip de onları sulamayan, bakımlarını yapmayan birinin  çiçekleri sevdiğine inanmak zordur.

 

 Sevginin herkes tarafından farklı bir ifadesi vardır. İnsan  sevgisini  çocuklarına,  ailesine ve etrafınızdakilere göstermek için illa sevgi sözcüklerini her an haykırmak zorunda değildir . Karşınızdakilerin sevgi açlığını bastırmak için sıcak bir tebessüm yada  birkaç dakikalık güzel söz bile yeter bazen. Çocuklara çok pahalı oyuncak almak yerine onları kucağınıza oturtup ellerini tutmak, eşinize  her şeyin son  sürümlerini hediye etmek yerine iltifat içeren birkaç cümle söylemek sevgi açlığına giden yolu kapatan en basit eylemlerdir.

 

  Her insan önemsenmeyi, ilgi görmeyi ve sevilmeyi ister. Bunlardan yoksun kalan insanlar, yüreklerinde merhemi olmayan nice  yaralar taşırlar. Bu nedenle bir annenin, babanın yada  eşin, sevdiklerini duygusal olarak ihmali, sadece bencillik yapmak değil acı da çektirmektir. Kimsenin kimseye bu acıyı yaşatmaya hakkı yoktur.

 

 Sevgisiz geçen bir hayat, israf edilmiş bir hayattır. Bu durum hayatının anlamsızlaşması demektir. Bu anlamsızlık girdabına yakalanmamak için sevgi odaklı bir yaşam seçerek yolunuza devam edin. Yunus Emre’nin “sevelim sevilelim” sözündeki sırırı kuşanın. İçinizdeki sevgi bankasında biriktirdiğimiz sevgileri sevgisiz kalanların hesabına yatırın. Paranız olmasa da sevginiz vardır. Bilin ki, tek bir insanın sevgisizliği  tüm mutlulukları yok saymak için  yeterli bir sebeptir. Sevgiyle kalın .

 

Bu yazı toplam 1152 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

MyMemur Haber Sitemiz 5651 sayılı "internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla işlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında" Kanunun 2/f maddesi uyarınca 'içerik Sağlayıcıdır'. Tüm üyeler yaptıkları yorumlardan şahsen kendileri sorumlu olup, talep halinde sitemiz kaynaklarında olan, gerekli iletişim bilgileri Adli ve İdari Makamlara sunulacaktır. UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmaz.